Herkese merhabalar.
Ben Doktor Ezgi Özkur, dermatoloji uzmanıyım.
Bugünkü konumuz kök hücreler.
Ne bu kök hücreler? Sürelim mi, enjeksiyon mu yapalım? Birden gençleştirir mi, 20 yaşına döner miyiz?
Şimdi görüyorum; güzellik merkezlerinde bile “Kök hücre uygulaması yaptırdım.” deniyor. Oralara kadar geldi.
Peki böyle bir şey sağlıklı mı?
Aslında kök hücre dediğimiz şey nedir? Bunu konuşalım.
O zaman dosyayı açıyorum.
Kök hücreler neler? Neler yapılır? Kime iyi gelir? Gerçekten gençleştirir mi? Bakalım.
Şimdi aslında kök hücre çok şemsiye bir terim gibi kullanılıyor.
Bir sürü kök hücre elde etme şekli var.
Öncelikle şuradan başlayalım.
Hiçbirinin tamamen, yüzde yüz kanıtlanmış bir etkisi yok.
Aslında tabii ki etkileri var. Bizim de uyguladıklarımız var, uyguluyoruz, sonuç gördüklerimiz var.
Ama “40 yaşında yaptık, 30’a döndüm.”, “50’de yaptık, 20’ye geldim.”, “Bir enjeksiyonda kırışıklıkların hepsi gitti.”…
Böyle bir şey mümkün olamayacağı gibi zaten kanıtlanmış da değil.
Ne kadar etkisi var, cilde göre nasıl bir sonuç gösterebilecek, bunu önceden görmek mümkün değil.
Ama bugün hangi kök hücreler var, kök hücre dediklerimiz aslında neler, bunlardan bahsedeceğim.
Ekzozom Nedir?
Peki, birincisiyle başlayalım.
Ekzozomlar.
Son zamanlarda oldukça moda.
Hatta şu an ekzozomlu krem ve maskeler var.
Ekzozom enjeksiyonları, ekzozom uygulamaları…
Peki bunlar ne işe yarıyor?
Ekzozomlar aslında kök hücrenin kendisi değil, bir mesajcısıdır.
Yani ekzozomlar; içinde lipid, protein ve mRNA dediğimiz mesajcı RNA içeren veziküllerdir.
Onlar gidip hücrede kolajen ve elastin gibi proteinlerin üretimini sağlayan genleri aktive ediyorlar.
Aslında küçük haberciler.
Peki niye birdenbire çok popüler oldu?
Çünkü uygulama kolaylığı açısından ve etkinlik açısından şu an ekzozomlar gerçekten oldukça popüler.
Ekzozomların Etkisi ve Güvenliği
Peki ekzozomlar güvenli mi? Riski var mı? Etkisi nedir?
Dediğim gibi hiçbir kök hücrenin veya kök hücre öncüsü tedavisinin yüzde yüz etkinliğinden veya beklenti oranından bahsetmek mümkün değil.
Ama yapılan erken çalışmalar gösteriyor ki hem saç çıkışında, hem cilt yenilenme hızında, hem de yaraların iyileşmesinin hızlandırılması gibi durumlarda vaka serilerinde kullanıldığında başarı saptanmış.
Ekzozomlar birçok farklı şekilde üretilebiliyor.
Plasenta, kordon gibi insan kaynaklı olabiliyor.
Gül gibi bitkilerden elde edilebiliyor.
Veya direkt laboratuvar kaynaklı olarak adenin, timin ve guanin gibi bazların birleştirilmesiyle oluşturulabiliyor.
Bunların birbirinden farkı ve etkinliği değişebilir diye düşünülüyor.
Ama yüzde yüz “Bu ekzozom daha iyidir.” denebilecek kadar çalışma henüz birikmedi.
Riskleri Var mı?
Peki riskleri ne?
Öncelikle şunu anlatayım arkadaşlar.
Bütün insan kaynaklı veya bu tarz gen ürünlerinin enjeksiyon için üretilecek laboratuvarlarının ilaç üreticisi gibi bir kaydı olması gerekiyor ve bir denetime maruz bırakılması gerekiyor.
Biz buna GMP diyoruz.
Açılımı Good Manufacturing Practice.
Türkiye’de bunu TİTCK, yani Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu takip ediyor.
GMP sertifikalarını laboratuvarlar ve üretici firmalar buradan alıyorlar ve ona göre Avrupa standartlarına uygun hâle getirilmek zorundalar.
Neden?
Çünkü insandan veya herhangi bir şekilde cilde enjekte edilen herhangi bir molekül üretilirken kesinlikle steril olması gerekiyor.
Daha önce dünyada ekzozoma bağlı sepsis, yani enfeksiyon gelişimi, hatta buna bağlı yoğun bakım vakaları görüldü.
Mutlaka viral partiküllerden, virüslerden ayıklanmış olması gerekiyor.
Dokuya uyumlu olması gerekiyor.
Bu nedenle bu kök hücre tedavilerinin en önemli noktası; doğru laboratuvarla, yeterli güvenlik izinleri alınmış ve onaylı ürünlerle uygulama yapmak.
O yüzden hekiminize bu konuda danışabilirsiniz.
Mutlaka güvenilir merkezlere başvurun.
Bu konuda daha da önemli.
Çünkü ne uygulandığı en iyi ihtimalle etkisiz olabilir ama en kötü ihtimalle üretim tesisleri uygun olmayabilir.
Bu nedenle her zaman ne yapıyoruz?
Güvenilir hekimlere, güvenilir merkezlere, hastanelere, tıp merkezlerine ve muayenehanelere gidiyoruz.
Asla merdiven altı yerlerden uzak duruyoruz.
Bilmediğimiz ürünleri asla ve asla cildimize enjekte ettirmiyoruz.
Gelelim ikinci kök hücre yöntemine, yani yağdan elde ettiğimiz kök hücreye.
Peki bu nasıl yapılıyor?
Kişinin lokal anestezi ile karın ya da kalçasının yan bölgesindeki bir alan uyuşturuluyor.
Ortalama 20-40 cc arasında buradan yağ çekiliyor.
Bu yağ daha sonra SVF dediğimiz, yani kök hücrelerden, diyelim mezenkimal hücrelerden zengin kısmı ayrıştırılarak yine cilde veya saça enjekte ediliyor.
Bir yöntem de bu yağı laboratuvara gönderip yine bunun içinden belli başlı hücrelerin çoğaltılarak tekrar enjekte edilmesidir.
Yağın güzel yanı, elde etmesinin kolay olmasıdır.
Kendi yağınız, kendi dokunuz olduğu için uyumludur.
Yani enjeksiyon sonrasında dokunuza reaksiyon verme riski düşüktür.
Gerçekten biz biliyoruz ki adipoz, yani yağ dokusu, mezenkimal kök hücreler açısından gerçekten çok zengindir.
Ve sadece 20-40 cc arasında bir yağ alınması yeterlidir.
Bu da sizin dış görünüşünüzde herhangi bir değişiklik yapacak bir yağ miktarı değildir.
Bilimsel Kanıt Değeri Var mı?
Peki bilimsel kanıt değeri var mı?
Evet.
Aslında vaka serilerinde yine saç çıkışında, yara iyileşmesinde, anti-aging kullanımlarında, hatta anal fissürlerin tedavisinde bile kullanılmış vaka serileri var ve başarılı gözüküyor.
Ama dediğim gibi şimdiye kadar hiçbir kök hücre metodunun yüzde yüz tamamen kanıtlanmış bir bilimsel verisi yok.
Ama öyle görünüyor ki gerçekten çalışmalar umut verici.
Burada En Önemli Nokta Nedir?
Peki burada ne önemli?
Burada yağın kırılması ve santrifüj edilip SVF kısmının, yani mezenkimal hücreden zengin kısmının elde edilmesine kadar geçen o proses tamamen steril şartlarda yapılmalı.
Yağ alımı mutlaka uzman hekimler tarafından uygulanmalı.
Yağ prosesi ve SVF hazırlanmasında herhangi bir yağ asitlerle bir şekilde temas etmemeli ki enfeksiyon riski gelişmemeli.
O yüzden bu basamakları da yine iyi bir klinikte, hastanede veya muayenehanede yaptırmak gerekiyor.
Yan Etki Olarak Ne Olabilir?
Peki yan etki olarak ne olabilir?
Tüm bunlara dikkat edildiğinde yağdan oluşturulan kök hücre oldukça güvenlidir.
Çünkü zaten kendi yağınızdan olduğu için enjeksiyon bölgesinde morarma, şişlik gibi durumlar dışında genellikle bir yan etki beklediğimiz bir durum değildir.
Peki yağım laboratuvara gönderilirse?
Yine burada laboratuvarın GMP sertifikası olması çok önemli.
Ama genelde tercih edilen yöntem, hasta başında yağdan SVF hazırlanmasıdır.
Gelelim üçüncü kök hücreye, üçüncü kök hücre yöntemine.
Fibroblast Kök Hücresi
Bu nasıl yapılıyor?
Bu, bir 5 yıl önce gerçekten çok modaydı.
Kulağınızın arkasında gözükmeyen küçük bir alandan 4 milimetrelik iki tane biyopsi alınıyor.
O deri laboratuvara gönderiliyor.
Ortalama 2 ile 4 hafta arasında bekletiliyor.
Orada inkübe ediliyor ve fibroblast dediğimiz bağ dokusu hücreleri sayıca çoğaltılıyor.
Daha sonra tekrar yüze veya hangi bölge için kullanmak istiyorsanız o bölgeye mezoterapi gibi enjeksiyonlar şeklinde uygulanıyor.
Ortalama üç enjeksiyon yapılıyor.
Sürekli tekrar o laboratuvar, o kişiye ait fibroblast hücrelerini tekrar tekrar üretiyor.
Yine çalışma sonuçları, dediğim gibi kesin bir şey söylemek mümkün olmamakla birlikte vaka serilerinde kırışıklıklarda azalma, gerginlikte artma, yüz sarkmasında daha sıkı bir görünüm gibi sonuçlar gösteriyor.
Burada da yine en önemlisi laboratuvar seçimi.
O hücrelerin doğru şekilde inkübe edilmesi, steril şartlarının korunması ve transferi.
Çünkü o soğuk zincire uyulmazsa elde ettiğiniz hücreler ölebilir, belli bir süre sonra yetersiz kalabilir veya işlem boşuna yapılmış olabilir.
Bu gibi hassas noktalar çok önemlidir.
Allojenik Plasenta Kök Hücreleri
Son olarak gelelim allojenik plasenta kök hücrelerine.
Bunu da duymuşsunuzdur.
“Sünnet derisinden yapılıyor.”, “Plasentadan yapılabiliyor.”, “Sünnet derisi yüzüne enjekte edilmiş.” gibi şeyleri ben sosyal medyada duyuyorum.
Hatta bir ara haberlerde ünlülerden bir tanesi de yaptırmıştı.
Seda Sayan’dı galiba.
O çok haber olmuştu.
Burada allojenik ürünlerin dağıtımı için yine mutlaka GMP sertifikası olması lazım.
Bunların ekstradan da başka insanın DNA’sını ve genini taşıdığı için ek ruhsatlandırmaları da gerekiyor.
Hatta şu an Avrupa Birliği’nin birçok ülkesinde ve İngiltere’de insan kaynaklı ekzozomların ve insan kaynaklı bu tarz allojenik ürünlerin kozmetik amaçlı, yani güzellik amaçlı enjekte edilmesi yasaklandı.
Bu amaçla üretilmesi de yasaklandı.
Bu noktada o yüzden üretici, üretim yeri ve üretim tesisi gibi konular çok önemli.
Kendi içinde başka birinin genini taşıdığı için o kişinin medikal kaydı, daha önceki hastalıkları gibi durumların çok iyi analiz edilmesi ve o laboratuvarın sağlayıcılarının, o laboratuvarın DNA aldıkları yerlerin çok iyi kayıtlarının tutulmuş olması gerekiyor.
Biraz daha bence diğerlerine göre ben daha riskli bulduğum bir kök hücre tedavisi yöntemi.
Sonuç olarak kök hücre diye bahsettiğimiz temel olarak bu dört işlem.
Şu an diğer kök hücre maskeleri, kök hücre kremleri… Şu an o noktada ne kadar etki ediyor, faydası var mı?
Bunlar için hâlâ çok, çok, çok çalışmaya ihtiyaç var.
Ekzozomlar görece küçük moleküller. Kolay emiliyorlar.
İleride belki gerçekten kremlerini de, maskelerini de daha çok duyacak ve daha çok etkisini saptayacak olabiliriz.
Henüz bir şey söylemek için erken.
Peki “Ben yaptırdım mı?” diye sordular.
Evet.
Ben de ekzozomları ve fibroblast kök hücrelerini denedim.
Yağa karşı da boş değilim.
Allojenikleri düşünmüyorum.
Hani başka birinin sünnet derisi… Bana çok hoş gelmiyor.
Ben tabii hastalarıma uygulamadan önce mutlaka kendime deniyorum.
Sadece o amaçla, yani anti-aging amacıyla değil.
Sonuç olarak dikkat edilmesi gereken bir konu.
Üzerine düşünülmeli.
Hekimle artıları ve eksileri konuşulmalı.
Ürün mutlaka sorgulanmalı.
Ne kullanılacak?
Nasıl kullanılacak?
Hangi laboratuvarda üretilecek?
Bunlar tartışılmalı.
Beklenti makul olmalı ve uygulatacağınız yer, klinik çok önemli.
Mutlaka muayenehane, tıp merkezi ve hastane gibi ortamlarda uygulanmalıdır.
Anti-aging, yani kırışıklık karşıtı cilt bakım rutini önerilerimi, hatta ürün önerilerimi bu videoda bulabilirsiniz.
Videolarımızı beğeniyorsanız beğenmeyi, abone olmayı ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Herkese iyi günler dilerim.